Öğrenciler bu sorunlarla karşılaşıyor!
Türk Eğitim Derneği, 2008 yılında uygulamaya konulan SBS'nin, sınav sorununun daha içinden çıkılmaz bir hal aldığı görüşünde...

İSTANBUL - Dernek, bu sorunlara ses getirmek ve çözüm üretmek için "Onlar bizim çocuklarımız, yaşamak onların da hakkı" adıyla bir kampanya başlattı.

Bu kampanya doğrultusunda, "Ortaöğretime ve Yükseköğretime Geçiş Sistemi" araştırması için 12 istatistiki bölge biriminden birer il seçildi. 12 ilden; ilköğretimde 3 bin 870 öğrenci ve bin 895 veli, ortaöğretimde 2 bin 854 öğrenci, 944 lise mezunu ve bin 783 veliye anket uygulandı.

11 bin 346 denek ile gerçekleştirilen araştırma, şu çarpıcı sonuçları ortaya çıkardı:


ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİNDE SORUNLAR
"Orta öğretim kurumlarının amaçları ile yapılanma biçimleri örtüşmemektedir. Meslek okulları Türkiye'deki isdihdam sorunu ve üniversite kapısındaki yığılmaya büyük ölçüde çözüm olacaktır. Ancak, meslek okullarının büyük çoğunluğu meslek kazandırmaktan uzak, mesleğe mi yoksa yüksek öğrenime mi öğrenci hazırladığı belli olmayan kurumlar haline dönüşmüştür. Bu nedenle, yükseköğretime geçişte meslek lisesi-genel lise çekişmesi ve ikilemi yaşanmaktadır.

Fen liselerinin kuruluş amacı üstün nitelikli bilim insanlarının yetiştirilmesine kaynaklık etmek olduğu halde, uygulamada fen liseleri ile bilim insanı yetiştirme arasında hiçbir şekilde organik bir bağ ve süreklilik olmadığı ortadadır.

Anadolu liselerinin kuruluş amacı olan "iyi derecede yabancı dil öğretme", hazırlık sınıflarının kaldırılması ile önemli ölçüde zaafa uğratılmıştır. Öğrencilerin lise çağında, ilköğretimdeki başarıya göre guruplandırılması, devlet eliyle elit okullar oluşturan bir ayrımcılığa dönüşmüştür. Kaldı ki; anadolu liselerinden mezun olan öğrencilerin yüzde 64'ünün bir yüksek öğrenim progamına yerleşmiş olması, dört yıl içerisinde başarılı öğrencilerin yüzde 35'inin başarısız hale getirildiğini göstermektedir.

Anadolu liseleri ilk öğretimde önemli bir kısmı özel okullarda okuyan toplumun daha varlıklı kesiminden gelen öğrencilerin parasız okuduğu okullar haline dönüşmüştür. İlk öğretimde toplam öğrenci sayısının sadece yüzde 1,82 si özel okullarda öğrenim görmesine rağmen Ankara, İstanbul ve İzmir'deki en yüksek puanla öğrenci alan 14 anadolu lisesine yerleşen öğrencilerin yüzde 28'i özel ilköğretim okullarından mezun olan öğrencilerdir.

Türkiye genelinde ise özel ilköğretim okullarından mezun olan öğrencilerin yaklaşık yüzde 40'ı anadolu liselerine yerleşmeye hak kazanmaktadır.

- Türkiye'de 2010 yılında 3 bin 357 genel liseye karşılık, dershane sayısı genel lise sayısını geçerek 4 bin 193 olmuştur. Dershane sayısı 2001 yılında bin 864 iken, 2010 yılında 2,24 kat artarak 4193'e ulaşmıştır.

- Sınava hazırlık ailelerin ekonomik güçlerine bağlı olarak satın alabildikleri ya da satın alamadıkları bir eğitim hakkına dönüşmüştür. Not konusunda öğretmenler üzerinde oluşan baskı, yönetici-öğretmen-veli üçgeninde çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Öğretmenlerin başarısının verdiği notlarla değerlendirilmesi bir not enflasyonuna neden olduğu gibi, öğrencilerinin SBS puanı dışında kazanımlarının ikincil ve önemsiz görülmesi öğretmenlerin moral ve motivasyonlarını olumsuz etkilemektedir. Eğitimin kalitesinde okullar arasındaki eşitsizlikler, sınavlar aracılığıyla çözülemyeceği gibi daha da derinleşmektedir. Kamuoyu ile paylaşılan istatistikler, yalnızca iller arasındaki makas açıklığını göstermektedir. Oysa iller arasındaki farklar, buz dağının yalnızca görünen kısmıdır. Gerçek eşitsizlik, her bir ilin kendi içindeki okullar arasında görülmektedir.

- İstanbul'da en yüksek SBS okul ortalamasının en düşük okul ortalamasına oranı yüzde 145, İçel'de yüzde 141, Aydın'da yüzde 94, Bursa'da yüzde 92, Kütahya ve Antalya'da yüzde 86, Isparta'da yüzde 81 ve Ankara'da yüzde 80'dir.

YÜKSEKÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİNDE SORUNLAR
-Türkiye'de 95'i devlet üniversitesi, 51'i vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 146 üniversite bulunmaktadır.

-Yükseköğrenimde öğrenci sayısının yaklaşık yüzde 62'si 13 üniversitede öğrenim görmektedir. Diğer taraftan 46 üniversite de ise toplam öğrenci sayısını yalnızca yüzde 3,63'ü öğrenim görmektedir. Yeni kurulan üniverstelerle henüz ciddi bir kontenjan artışı sağlanamamıştır.

-Yükseköğretimde açıköğretimin payı giderek artmaktadır. Yükseköğretimdeki toplam öğrenci sayısının yüzde 42'si açıköğretimde öğrenim görmektedir. Türkiye'de 2008-2009 öğretim yılı itibariyle yükseköğretimdeki toplam 2 milyon 757 bin 828 öğrencinin 1 milyon 142 bin 536'sı açık öğretim programlarına kayıtlı öğrencilerden oluşmaktadır. Yükseköğrenim gören öğrencilerin yalnızca yüzde 38'i örgün öğretim yapan lisans programlarında öğrenim görmektedir.

-Yükseköğretimde öğretim elemanı sayısında yetersizlikler, eğitimin kalitesi açısından kaygı verici boyutlardadır. Öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı; Türkiye genelinde 45, 17 üniversitede 60'ın üzerinde, 25 üniversitede ise 40-60 arasındadır. Bu oran OECD ülkelerinde 17,2 ve 19 AB ülkesinde 17'dir.

-Yükseköğretimde kapasite yetersizliği çağ nüfusunun okullulaşma oranının dünya ortalamalarının altında kalmasına neden olmaktadır. OECD kaynaklarına göre; Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerde çağ nüfusunun tamamına yükseköğretim sağlanması hedeflenirken, Türkiye'de 18-21 yaş grubunun yalnızca yüzde 20'sine yükseköğretim sağlanabilmektedir. Yükseköğretim okullaşma oranları genellikle 18-21 yaş grubu esas alınarak hesaplanmaktadır. 2008-2009 öğrenim yılında, yüksek öğrenim gören öğrencilerin yüzde 50'sinin, yeni kayıt yaptıran öğrencilerin ise yüzde 23'nün 18-21 yaş gurubu dışında olduğu görülmektedir.

-Yükseköğretimde finansman yetersizliği kapasite artışı sağlamayı engellemektedir. YÖK ve üniversitelerin 2010 yılı toplam bütçesinin GSYH'ya oranı yüzde 0.91'dir. Yükseköğretim bütçesinin GSYH'ya oranı yıllar itibariyle yüzde 0,56 ile 0.93 arasında değişmektedir. Bu oran OECD ülkelerinde yüzde 1,40' tır.

-Yükseköğretime yerleştirilemeyen ya da yerleştiği yükseköğretim programından memnun olmayanlar üniversite kapısında yığılma oluşturmaktadır. Öğrenci seçme ve yerleştirme sınavlarına girenlerin yaklaşık yüzde 42'si lise son sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır.

-Yükseköğretimde istihdam edilebilirliği sağlayabilecek alanlarda kontenjan artışları sınırlı kalmıştır. Bu nedenledir ki, yükseköğretime olan talebe rağmen kontenjanlar boş kalmaktadır. 2009 yılında ek yerleştirme sonucunda bile lisans programlarında 35 bin 18, önlisans programlarında 67 bin 988 olmak üzere, toplamda 103 bin 6 boş kontenjan kalmıştır.

24 Mayıs. 2010 Pazartesi ntvmsnbc.com



Designed & Developed by EvrimNet